06.07.2010 17:28:44
İnternetten her indirdiğimiz suç mu?
Bugün bazı haber sitelerinde yayınlanan Turkiye’de Porno film sitelerinden film indiren 500 bin kişi hakkında açılan yasal soruşturmaya ilişkin haberler gözüme çarptı. Bu konu kısa bir süre önce bir müvekkilimin başına geldiği için konuyla ilgili teknik tüm detayları araştırdım. Esas itibarıyla müvekkil şirketin umuma açık alanında kullanılan bilgisayardan bir porno film indirildiği ve bu sebeple şayet 1285 Tl sı yatırılmadığı takdirde müvekkil hakkında suç duyurusunda bulunulacağına ilişkin bir ihbarname ile olaya vakıf olduk.Talep ve ihbarname yasaldı ancak müvekkil büyük bir şirket olduğu için isme zarar gelmesinden çekindiklerinden ceza davasında kendilerini savunma yoluna gitmek yerine bu bedeli yatırmayı tercih ettiler.
Ancak Fikir ve Sanat Eserleri kanunun 71. maddesi şöyledir;
“bir eseri ,fonogramı veya yapımı hak sahibi kişilerin yazılı izni olmaksızın işleyen ,temsil eden,çoğaltan,değiştiren ,dağıtan ,her türlü işaret ,ses ve görüntü nakline yarayan araçlarla umuma ileten ,yayımlayan yada hukuka aykırı olarak işlenen ve çoğaltılan eserleri satışa arz eden ,satan kiralamak veya ödünç vermek suretiyle ya da sair şekilde yayan ,ticari amaçla satın alan ,ithal ve ihraç eden ,kişisel kullanım amacı dışında elinde bulunduran yada depolayan kişi khakkında bir yıldan beş yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur “
Bu durumda 71.maddede tanımlanan suçlar cezalandırılır.Dikkat edilmesi gereken konu ayrık durumlardır. Eğer herhangi bir eseri ( porno film video benzer dahil) bir kereye mahsus indirip özel kullanım maksatlı olarak indiren kullanıcılar eylemleri bu madde kapsamında suç teşkil etmemektedir.
Bu yolla açılabilecek dava yada soruşturmadan çekinerek tek seferlik bir eylem yada şahsi kullanıma mahsus olarak indirilen film için ceza verilmesi mümkün görünmemektedir.Çok yeni Hukuk literatürüne aldığımız dilimizin yeni yeni döndüğü Bilişim Hukuku ve pek çok noktada atıf yaptığı Fikir ve Sanat Eserleri hukukunda bulunan yoruma açık yada düzenlenmemiş hususların derhal yeniden gözden geçirilmesi ve kullanıcıların bu hususlarda bilinçlendirilmesi ivedilikle sağlanmalıdır. Bu yolla milyonlarca kullanıcı bazı kötü amaçlı tasarrufların mağduru olabilirler.
Önemli olan bu ayrık durumun iyi bilinmesidir. Tabii bu daha önce bilmeden yapılan eylemler için bundan sonra sitelerin yasal olup olmadığı ve indirim koşullarına uyulması gerektiği de mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.
|
29.06.2010 15:33:41
Bilişim Hukuku ve Suçları Hakkında
Bilişim suçları, çağın gerektirdiğine yenilmeyerek; eskinin inancıyla taban tabana aynı denilebilecek kanun koyucu tepkisiyle yeni TCKda tanımlanmış bir uyarlamadır. Eski TCK’da eşyanın doğası gereği vücut bulamayan bilişim suçları teknolojinin hayatımıza giriş yaptığı yıllarda,yapılan bu girişin sarsıntısıyla yeni TCKya haliyle de hayatımıza girmiş bulunmakta. Sadece birkaç madde ile atıfta bulunulmuş diğer suçlardan çok da ayırt edici olmadığına kanaat getirilmiş bulunan bilişim suçları esasında gerçek anlamda bir hukuk dalı olmayı hak ediyor. Bunun nedenine gelince;insanların hayatlarındaki vakit dağılımını inceleyecek olursak internet ortak paydasındaki meşguliyetlerin kimi zaman hayati faaliyetlerin önüne geçtiğini görüyoruz. Bir alanda vakit ve insan yığılması varsa hak olduğu gibi ihlal de olacak böylelikle hukuk oluşacak müdahale kaçınılmaz olacaktır.
Yarar maksadıyla hayatımıza aldığımız teknoloji diğer her şey gibi zamanla amacından saptı. Önce bilgisayar ve internet derken alt dallarda yeni yeni -modern tabirle- sosyal paylaşım sitelerini gördük,sevindik,mucize dedik ama onun da yolunu bulduk tabi ki bu tarz siteleri ve sistemleri dize getirme yolunu…Nasıl mı? Amaçları teknikle süsleyip fake –sahte- kişilikler yaratıp başkalarının yerine geçip bununla da yetinmeyip hakaretlere varmalar vs.akıl almayacak noktalara ulaşmalar…Üstelik bunlar kısmi olarak kanunumuzca sorumluluk kapsamı dışında kalıyor. Diyelim ki bir kişinin adına bir Facebook hesabı açıldı, eğer o kişi olduğunuz iddiasında bulunduğunuz kuvvetli ihtimal değilse icra hareketleri oluşmamış dolayısıyla suç unsurları meydana gelmemiş bulunuyor. Ama tersi durumda takdiren fotoğraf vs.yardımıyla iddia güçleniyorsa o halde hukuki yollar şöyle sıralanıyor:
Bir tespit davası açıp; bu durumu tespit ettirmek sonrasında ise önce polis merkezinde bilişim suçları bölümüne başvurup bilgisayar IP numarasından kişiyi tespit edip; sonra da savcılığa suç duyurusunda bulunmak ve o kişiye tazminat davası açmak. Sanal ortam hızından ve değişebilirliğinden dolayı yapılması gereken tespit daha sonra ispat için önem taşıyacaktır. Bundan öncelikle Facebook yönetiminin haberdar olması usule daha uygun çözüme ise daha kolay ulaştırıcıdır. Çünkü hukuki yolla olacak çözüm ancak Facebook a karşı ABD de dava açılması ile mümkün olacaktır (Facebook ABDden yayın yapmaktadır)Hakaret hususunda da durum bu ve aslında tüm olaylar IP numarasında takılıyor. Bu bağlamda ortak bilgisayar kullanımları neticesinde herhangi bir suç oluştuğunda bilgisayarın sahibi kimse suç onun üstünde kalacaktır,böyle olmadığının ispat yükü ise maliktedir. Bunun dışında mevzuatta bu konuyla ilgili boşluk olduğunu söyleyebiliriz çünkü bu konuyu düzenleyen basın kanunu yenilenmiş ilgili, madde ise ilga edilmiştir. (Mülga Basın Kanunu Ek Madde 9-Bu Kanunun yalan haber, hakaret ve benzeri fiillerinden doğacak maddi ve manevi zararlarla ilgili hükümleri, bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten vb. suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim, işaret, sesli veya sessiz görüntü ve benzerleri hakkında da uygulanır.)
Msn hacklenmesi ve devam suçlarında yine başvurulacak vasıta olan IP numarasının yanısıra internet bağlantısı da devreye girecektir. Bu noktada kablosuz modem kullanıcıları ise şifresiz kullanımdan dolayı sorumlu olurlar çünkü böyle bir kullanım fiili artık 3.kişilere zarar vermiştir ve ihmali de olsa yüküm ihlali oluşmuştur. Devam suçlarıyla kastettiğimiz, kaçak bir girişim sırasında MSN şifresi çalınan kişinin özel bilgilerine ulaşılmış veya daha önce yapmış olduğu iletişim kayıtları ele geçirilmiş ise haberleşmenin gizliliğini ihlal ve kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi suçlarıdır ve birebir kişisel haklara tecavüz niteliğindedir.
Bütün bunlar dışına karşılaşılan çok farklı hukuki noktalar ve sorunlar bulunması Bilişim Hukukunun ülkemizde derhal detaylı bir düzenlemeye gidilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Av.Mutlu AYDEMİR
|
21.06.2010 21:06:56
Aşkın Dehası mı Dehanın Aşkı mı ?
Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan on yedisine bastığında, iki kişi onunla evlenmek ister. Mihrimah, yani Mihrü Mah, Farsca'da "Güneş ve Ay" anlamına gelir. Kızla evlenmek isteyenlerin biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeriyse Mimar Sinan'dır. Padişah kızını Rüstem Paşa'ya verir. Koca Sinan evlidir, ellisindedir ve de Mihrimah Sultan'a deliler gibi aşıktır! Gerçi sevdiğine kavuşamamıştır ama, aşkını, olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır. Üsküdar'a, Saray'ın isteğiyle elbet, 1540 yılında Mihrimah Sultan Camii'nin temelini atar ve 1548'de bitirir. Camiyi yaparken, eserine sanki "etekleri yerleri süpüren bir kadının" dış çizgilerini verir. Derken, ilk kez padişah fermanı olmaksızın, Edirnekapı'da, pek kimselerin uğramadığı ıssız ama İstanbul'un en yüksek tepelerinden birine, ikinci bir eser yapmaya koyulur Mihrimah Sultan'a. Cami küçücüktür. Minaresi otuz sekiz metredir, bir adet incecik kubbesi üzerindeyse yüz 61 pencere, camiin iç güzeliğini aydınlatır. İçerdeki sarkıtlar ve minare kenarlarındaki işlemeler Mihrimah Sultan'ın topuklarını döven saçlarını anımsatır insana. İşte, aşka adanmış iki eser.
Şimdi, gidin Edirnekapı ve Üsküdar'daki camileri aynı anda görebileceğiniz bi yer seçin. Ve 21 Mart'ta, yani geceyle gündüzün eşit olduğu günde seyreyleyin. Unutmadan, 21 Mart Mihrimah Sultan'ın doğum günüdür. Göreceğiniz manzaraysa şudur mirim: Edirnekapı camiinin tek minaresi ardından tepsi gibi kıpkırmızı güneş batarken, Üsküdar'daki camiinin ardından ay doğar! Mihrü Mah eşittir Güneş ve Ay.
Bu nasıl akıllara ziyan bir hesaplamadır; nasıl bir güzellik anlayışıdır ....
|
18.06.2010 16:54:42
Ağır Ölüm
Ağır Ölüm
Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.
Ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.
Ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.
Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.
Ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.
Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.
Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.
Pablo Neruda
|
12.06.2010 19:06:50
Giden bir adamı anlamak üzerine ;Ted Hughes
Uzun yıllar herkes gibi ben de ona çok kızdım ,bir kadına hele hele yarattıklarıyla her okuyucusunu kendi dünyasında ki o gizli ,karanlık ve soğuk serüvene ortak etmeyi başaran o güçlü kırılgan hanımefendiye nasıl yapabildi buna derdim nasıl yaptı …Sonra daha da ileri gider başına her gelen trajik olayın onun yaptıklarının karşılığı olduğunu düşünüp kendi basit adalet sistemiyle onu yargılar ve cezasından hoşlanırdım sanki …
O resmi görene kadar …Bir kez baktıkatan sonra aynı anlamı tekrar görürmüyüm diye baktığım bu resimde O aşık olduğu kadını tutkuyla sarıyordu ,yüzünde sadece gerçekten bu duyguyla tanışmış insanların yüzünde görebileceğiniz hatta belki de hiç göremeyeceğiniz bir gülümseme vardı…O gerçekten aşıktı ve kendisini yiyip bitirmesine mani olamadığını aşkının tükenmesinden korkuyordu…Belki bu korku onu başka kollara itti bu korku yüzünden yıllarca acımasızca yargılanmayı göze aldı ve gitti…Gitti çünkü aşkı ne yaparsa yapsın önleyemeyeceği şekilde kendi içindeki serüvende kaybolmaya karar vermişti…Aşkı gitmeye ve bu gidişle yarattığı sanatla arkasında bıraktığı herkesi kendisine hayran bırakmaya karar vermişti…Ona hayrandım bir gün 30 yaşında onun gibi ölebileceğimi bile düşündüğümü hatırlıyorum ama ölmedim anladım ki aslında o çoğu sanatçının içine düştüğü yaratma girdabının kurbanlarından biriydi ve ölümü en büyük eseriydi…Ve o adamı anladım bu sayede pek çok erkeği ve kadını da anladım asıl yargılanması gerekenin hiç kimse olmadığını sadece bakış açılarımız olduğunu kavradım …
Bu yazımın öyküsünü bizzat o erkeğin sözleri anlatsın istiyorum ;
“Yalnızca bir hikaye bu senin hikayen benim hikayem “
MERMİ içindeki tapınmaya bir tanrı gerekliydi. aradığı orada olmadığında da buluyordu gidip. sıradan atletik gençler tanrı oluyorlardı- tanrılaştırıyordu onları çılgın tutuluşun doğuştan bir tanrı için yaratılmış gibi duran. bir tanrı arayıcıydı o tutuluş. bir tanrı bulucu. baban seninle Tanrı'ya doğru nişan almıştı ölümü tetiği çektiğinde namludan çıkan alevin ışığında o an bütün hayatını gördün. sektin alabildiğine başarılı kariyerin boyunca. öfkesiyle yüksek hızlı bir kurşunun, kinetik enerjisini bir damla azaltamayan. seçtiklerin neredeyse kurşun onlara değer değmez can verdiler- kurtulamayacak kadar ölümlüydü hepsi. düşlenmiş şeylerdi, geçici, kuramsal, belli birer hava yalnızca. uçuş yolun boyunca oluşan ses duvarı olayları. ama sırılsıklam kağıt mendilinin ve cumartesi gecesi paniklerinin içinde, altında kah öyle, kah böyle kestirdiğin saçlarının, çarpıp sekmek gibi görünen olaylarla gittikçe işitilmez olan haykırışların çavlanının ardında hiç sapmadan ilerliyordun. altın kaplıydın, som gümüştün, nikeldendi ucun. izlediğin mermi yolu kusursuzdu boşluktan geçiyormuşçasına. beton bir duvarı edinilmiş gibi duran, yanagındaki o yara bile bir yiv işlevi görüyordu dümdüz ilerlemen için. varana dek o gerçek hedefine, ardımda gizlenen. babana. elinde dumanı tüten tabancasıyla duran o tanrıya. uzun bir süre, kafam sis gibi bulanık, farkına varamadım vurulmuş olduğumun bile, ne de gördüm beni delip geçtiğini- ve sonunda saplandığını tanrının yüreğine.
benim yerimde becerikli bir büyücü olsaydı, seni elleriyle havada yakalayıp bir elinden ötekine aktara aktara soğutabilir ve tanrısız, mutlu, sakin kılabilirdi sonunda. bense bir tutam saçını, yüzüğünü, saatini, geceliğini kurtarabildim kurtara kurtara.
ted hughes, doğumgünü mektupları
Mutlu
|
09.06.2010 09:30:35
Hesabı Sorulacaklar Listesinde Olmak İster misiniz
Âlem Bilişim Teknolojisiyle harmanlanıp hatta bir nebze de eskitip yeni ufuklara yelken açmışken bizler hala nedir ki bu internet ne çıkar bundan yenir mi içilir mi yenirse acımıdır mideme oturur mu endişesi içinde yarım yamalak bilgilerle azıcık ucundan bilinmeyen ve pek de merak edilen mecralara dalıp sonra da eyvah herkes benim kirli çamaşırları öğrenecek fobisiyle tu kaka dediği noktadayız. Yani en baştayız…
Bilişim Hukuku ise tam da halkımın internete baktığı gözle paralel devam etmekte âlem aç kurt gibi bu yeni ve cazip hatun gibi hukuk dalını bir hamlede yalayıp yutmuşken bizler eline klavye değmemiş hukukçular gibi işin alfabesini çözmeden alt yapı nedir bilmeden üstelikte öğrenmeye bile çalışmadan oradan buradan devşirme maddelerle kanun yapıyor sonra da yine aynı modda ki uygulayıcılar bir sayfaya tedbir koymak mümkün iken ya da bu iş aynı sayfada yayınlanabilecek bir tekziple dahi yapılabiliyorken bütün dünyanın ortak paylaşım alanı dev bir siteyi kapatabiliyor. Bu zihniyet bize çok uzak olmamalı matbaanın ülkemize gelişinin ne denli geç olduğu düşünülürse bu topraklarda öyle kişisel düşünce özgürlükleri iletişim ve haberleşme özgürlükleri konusunda kolayca yol kat etmenin mümkün olmadığını kolayca anlarız. Elalem almış başını siber âlemde yeni gezegenler peşinde koşarken bizim kanun koyucular ve uygulayıcılar ne kadar çok kapatırsak o kadar marifet hesabı yine kat be kat çağın gerisine göndermekte bu toplumu.
Öğrenmemiz gereken tek şey Bilişim çağın bir zorunluluğu Bilişim Hukuku da bu zorunluluğun düzenlenmesinin ,çağa uydurulmasının zorunluluğudur. Hala daktilo zihniyetiyle hareket eden beyinlerden biraz yaratıcılık beklemek zor hatta belki de imkânsız. Sansür bizim tarihin vazgeçilmezidir. Ama bu vazgeçilmezlik kader olmamalıdır. Yarın eller uzayda biz nerdeyizin başka bir versiyonu çocuklarımızın diline pelesenk edeceğimize, çocuklarımızın önünü kapatıp sonra da onlara bırakacağımız mirastan hamaset edebiyatı yapacağımıza oturup biraz öğrenmeli aslında bu tip gizli sansür içeren kanunlar ve uygulamalarla geleceği kelepçelediğimizi hatta geriliğe mahkûm ettiğimizi anlamalıyız.
5651 Sayılı Kanun gizli sansürün yollarını açmaktadır. Bu yolları açarken sansürle elde ettiği menfaat kamu yararını engellemekte yani kısmi bir yarar için kamuyu ve ihtiyaçlarını göz ardı etmektedir. Kanunlar kamu yararı için yapılır. Bu ana prensip ışığında bu kanunda yer alan bir madde ile hareket eden her kim uygulayıcı olursa olsun ister hâkim ister avukat geleceği bloke etmektedir.
Sanal dediğimiz bundan böyle gerçekliğimizdir. Sosyal paylaşım sitelerinde büyüyen dayanışma ve tepkiler artık sanalın gerçek yaşamımızın bir parçası olduğunun göstergesidir. Hiçbir kanun yaşam hakkını engelleyemez, hiçbir kanun otur oturduğun yerde bilgi edinemezsin, dünya ile haberleşemezsin, öğrenemezsin diyemez, diyen kanunların hükmettiği insanlar bir İran gibi bir Çin gibi gün gelip haklarını gecikmeli olarak aldıklarında bunun hesabını çok ağır soracaklardır. Neden şimdiden hesap sorulacaklar arasına giresiniz. O halde İnternetten tüm imkânlarıyla yararlanmayı tercih eden bir hukukçu olarak YETER! İNTERNETTE SANSÜRE HAYIR kampanyasına sonuna kadar destek veriyorum.
Av. Mutlu AYDEMİR
|